Müzik Video PİYANO Piyanist Musiki Music
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

Bir Bahar Akşamı Rastladım Size Piyano Solo Video Zeki Müren Selahattin Pınar Hicaz Makam

Özel Video

Teşekkürler! Arkadaşlarınıza da önerin!

URL

Bu videoyu beğenmediniz. Dikkate alacağız!

Sorry, only registred users can create playlists.
URL



Açıklama

Piyanist GÜNEŞ YAKARTEPE "Bir Bahar Akşamı Rastladım Size şarkı " Eserinin Eşlik Çok sesli (Senfoni) Nota ve Armonilerini Analiz etti Piyano ile İcra Ederek Söyledi
HİKAYESİ: Fuat Edip, 19-20 yaşlarında iken rüyasında çok güzel bir kız görür. O gördüğü kıza gönlünü kaptırır. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanıp tutuşur. Hiç kimseyi gözü görmez olur. Yılların hızlı bir şekilde akmasıyla birlikte ailesi de ona baskı kurar ve zorla evlendirilir. Fuat Edip, çaresiz bir şekilde, rüyasında gördüğü kızı yüreğinden silemediği halde istemeye istemeye bir kızla evlendirilir.
Bir bahar akşamı Fuat Edip'in yolu, Acıbadem'deki Çamlıca Kız Lisesi'nin önünden geçer. Okul zili çalmış ve öğrenciler evlerine gitmek üzere dağılıyorlardır. Tam bu sırada Fuat Edip'in gözüne bir kız ilişir. Bu kız, yıllar önce rüyasında gördüğü kızdır. Şair, adeta donakalır, kendinden geçer. Onunbu halini fark eden öğrenci de mahcubiyetten boynunu eğer.
Fuat Edip, artık yaşlanmış haliyle kıza bakar kalır. Fakat artık her şey bitmiştir. Adeta beyninden vurulmuş bir halde yoluna devam ederken şu mısraları mırıldar:
Güfte: Fuat Edip Baksı
Beste Selahattin Pınar
Makam: Hicaz

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz?

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki: yıllardır aradığın bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu
Daha Arial
HİKAYESİ, Temmuz ayının ortalarıydı, vakit ikindiye yaklaşmasına rağmen bunaltıcı sıcak devam etmekteydi. Suzan Hanım'ın yüzü, elleri terlemiş, parmağına doladığı dantel ipliği terden ıslanmış, elindeki tığ katur kutur sesler çıkarmaya başlamıştı. Suzan Hanım, parmağındaki ipi çözüp yumağa doladı. Tığını yumağa batırıp dantelini dantel kutusuna itina ile yerleştirdi. Çeşmeye gidip elini yüzünü yıkadı. Biraz serinlemişti.
Bahçeye çıktı. Pencerenin önüne sıraladığı çiçeklerine baktı. Sardunyalarla camgüzelleri sıcaktan yapraklarını eğmelerine rağmen, karanfillerin iğne yaprakları dimdik duruyordu. Yalnız irice açan bir karanfilin ağırlığı cılız dalını yere doğru eğmişti. Suzan Hanım, kenardaki odun yığınından eline ince bir dal ile yumuşak bir bez parçası alıp çiçeğine koştu. Sanki bir çocuğu düşmek üzereydi. Çocuklarıyla çiçekleri arasında fark yok gibiydi. Hem çocuklarını, hem çiçeklerini seviyordu. Karanfilin dibine sopayı dikip belinden bezle bağladı. Açan karanfilin üzerinde elini gezdirip kokusunu ciğerlerine derin derin çekti. Sonra fesleğenlere baktı; "sizi gidi gölge fesleğenleri sizi, azıcık sıcak gördünüz mü hemen buruşursunuz." Diye kendi kendine söylendi. Pencerenin en uç noktasındaki çilli begonyaya baktı. Begonya salkım salkım açmıştı. İki dalı kalem gibi bir metreye yakın uzamış, dibinden de yeni sürgünler vermişti. Sıcaktan en az etkilenen çilli begonya gibiydi. Çünkü onun bulunduğu yer gölgeydi.
Çiçeklerle işi bitince bahçe kapısını açıp dışarıya çıktı. Rukiye Hanım'ın duvarının dibine gölge gelmeye başlamıştı.
Rukiye Hanım'ın iki oğlu bir kızı vardı. Büyük oğlu Zafer, bu yıl Deniz Astsubayı okulunu
Üç komşu düşman çatlatacak derecede güzel anlaşıyordu. En büyükleri Rukiye Hanımdı. Rukiye Hanım'ı bir abla gibi sevip sayıyorlar, başları sıkıldığında rahatlıkla akıl danışıyorlardı.

Suzan Hanım çeşmeden bir kova su doldurup yolu suladı. Kuru toprak suyla kavuşunca etrafa hoş bir toprak kokusu yayılmıştı. Toprak suyu emince, Rukiye Hanım çalı süpürgesi ile yolu süpürüp içeriye girdi. Merdiven altındaki hasırı aldı. Duvarın dibindeki ilerleyen gölgeye serip Rukiye Hanım'ın camını tıklattı. "Rukiye Abla, ben hasırı serdim çıkmıyor musun daha?" diye seslendi. Sesi duyan Rukiye Hanım, elinde dantel kutusuyla dışarıya çıktı.

Bahar, annesinin sulayıp süpürdüğü toprak yola yeniden çizgi çiziyordu. Daha önceki çizgi silinmişti süpürülürken. Bahar, yası bir taşı kaydırak yapıp seke seke oyamaya başladı. Diğer çocuklarda Bahar'ın etrafında koşup onlarda oynamak istiyordu.

Not: Öykü yaşanmış hayat hikâyelerinin öyküleştirilmiş halidir. Ben, her insan bir dünyadır sözünü çok severim. Sessiz, sakin kendi halinde bir insanın kim bilir ne dertleri tasaları vardır. Kim bilir ne derin yaraları, sevdaları vardır. Eğer ki içinizden birileri, benim hayatım bir romandır, en unutulmaz anımın yazılmasını istiyorum diyorsanız. Ana hatlarını yazıp mesajla bana iletirseniz, sizlerinde bir hikâyeniz olur. İsminizi yazmamı isterseniz yazarım. İstemezseniz yazmam. Haydin, her insan bir dünyadır ve o dünya karanlıkta kalmasın. Kalemimizle aydınlığa çıksın.

Fazlasını Göster

Yorum Yazın

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.
RSS